ALTIN 248,5559
DOLAR 6,0494
EURO 6,7523
BIST 86.796
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 24°C
Çok Bulutlu

Osman Gazi Kimdir?

28.04.2019
249
A+
A-

Osman Gazi, Osman Bey veya 1.Osman, 600 sene boyunca varlığını sürdürmüş ve şu an ki Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli olan Osmanlı Devleti’nin kurucusudur.

Osman Gazi Kimdir?
Osman Gazi Kimdir?
5 (100%) 13 vote[s]

Osman oğulları Orta Asya’dan göç edip Anadolu’ya geçen Oğuz Türklerinin Kayı aşiretindendir. Kayı aşireti lideri Ertuğrul Gazi’nin üç oğlundan biri olan Osman gazi 1258 yılında Söğüt’te dünyaya geldi. Lakabı Fahruddin’dir. İlahi kelimetullah yolunda muhteşem bir Cihan İmparatorluğu’nun temelini atan cengaverler sultanı Osman Gazi.

Osman Gazi Kimdir? Ailesi Soyağacı

Osman Gazi - Osman Bey

Annesi: Halime Hatun
Babası: Ertuğrul Gazi
Eşleri: Malhun Hatun, Râbia Bâlâ
Erkek Çocukları: Orhan Bey (1281 / 1362), Çoban Bey (1283 / 1337), Hamid Bey (1288 / 1329), Alaeddin Bey (1282 / 1331), Melik Bey (1290 / 1366), Savcı Bey (1294 / 1325), Pazarlı Bey (1285 / 1311) Şehzade Ertuğrul (1300 / ?)
Kız Çocukları: Fatma Hatun (1284 / 1347)

Osman Gazi’nin Hayatı

Osman Bey, 1258 senesinde Söğüt’te doğmuştur. Ertuğrul Gazi’nin üç oğlundan biri olan Osman Bey’in annesi Halime Hatun’dur. Osman Bey 24(Yirmi Dört) yaşında babasının yerine geçip Kayı Boyunun lideri oldu. İlk evliliğini aşiretin ileri gelen isimlerinden, aynı zamanda Selçuklu Vezir’i olan Ömer Abdulaziz Bey’in kızı Mâl Hatun ile yapmıştır. İkinci evliliğini ise Şeyh Edebali‘nin kızı Râbia Bâlâ Hatun ile yapmıştır. Ertuğrul Gazi‘nin de çok sevdiği bir insan olan Şeyh Edebali’nin kızıyla evlendikten sonra ailesi iyice büyümüştür.

Rivayetlere göre daha o doğmadan evvel yapacakları büyük işler babası Ertuğrul Gazi’ye manen bildirilmişti. Kendisine lütfedilen yüksek idaredeki dirayeti herkesçe biliniyordu. Babasının vefatını müteakip diğer bütün beyler en küçük evlat olmasını rağmen onu ittifakla aşiretin reisi tanıdılar. Onun beyliğin başına geçişini, zamanın şairleri şöyle dile getirdi.

Kuşandı din kılıcın bele / Ede İslâm”ı izhâr âleme / Açıldı fırsat-ı İslâm”ın kapusu / O, Muhammed ümmetinin serveridir.

Böylece ittifakla beyliğin başına geçen Osman gazi babasından kalan 4800 kilometrekare araziyi 16000 kilometre kareye çıkardı. İlk sikke onun zamanında basıldı. Babası Ertuğrul Gazi hayatı boyunca hocası ve Mürşidi Şeyh Edebali hazretlerinin kendisine rehber edindi. Onun manevi terbiyesiyle kemal sahibi bir aşiret reisi oldu. Bu sebeple oğlunun da onun terbiyesi altında yetişmesini çok arzu ediyordu. Osman Gazi’de sık sık Edebali hazretlerini ziyaret ediyor duasını alıyordu.

Osman Gazi’nin Rüyası

Osmangazi bir gece Şeyh Edebali’nin evinde misafir kaldı. Ruhuna sükunet veren nefsinin çırpınışları dindiren sohbetin huzuru içinde ve heyecan dolu anlar yaşamaktaydı. Kendisine yatması için bir yer gösterildi. Odanın duvarında asılı bir Kuranı Kerim vardı. Saygısından ayağını uzatmayı kıvrılarak oturduğu yerde tatlı bir uykuya daldı.

Rüyasında Şeyh Edebali’nin göğsünden çıkan ve giderek hilal şeklini alan ayın bir ucu kendi göğsüne girdi. Kendisiyle Şeyh Edebali Hazretleri arasından çıkan bir fidan çınar haline geldi ve bu çınarın dalları üç kıtaya yayıldı. Sema’nın görülebilen her yeri gülşen olmuştu. Birçok milleti gölgesi altına aldı. Bu topraklarda haşmetli kule ve kubbeler üzerinde ezanı Muhammed’i okunuyor, bülbüller Kuranı Kerim Tilavet ediyorlardı.

Osman Bey rüyasında bu güzel manzaraları büyük bir hayranlıkla seyrederken aniden uyandı. Abdest aldı, müsaade alarak Edebali’nin huzuruna girdi. Rüyasını anlatmaya başladı. Anlattıkça şeyhin yüzünde tatlı tebessümler beliriyor, gözleri Nurani bir ışıkla parlıyordu.

Edebali kalp gözüyle bu rüyanın sırrını çözmüştü. Osman bey susunca şey başını kaldırdı. Gözlerinin içine bakarak yumuşak ahenkli sesiyle konuşmaya başladı.

Oğlum gaybı ancak Allah bilir belki gözlüğün burada dolu dolu hayır vardır. Cenabı Hak sana ve soyuna saltanatlık nasip edecektir. Dünya oğullarının himayesine girecektir. Benim zürriyetimden bir kızla evleneceksin. Bu izdivaçtan doğanlar senin kuracağın ve giderek büyüyecek olan büyük bir devletin başına geçeceklerdir. Bu devlette batıya doğru genişleyecektir.

Aşıkpaşazade Edebali hazretlerinin Osman Gazi’ye söylediği bu sözleri şöylede şiirleştirir.

Aşıkpaşazade’nin Osman Gazi’ye şiiri

Hidayet menzili nimet senindir.
Ezeli ve ebedi devlet senindir.
Dualar nesline erdem senindir.
Döşene sofralar davet senindir.
Nesep ve nesille duhan senindir.
Cihanda olan devran senindir
ki insü cinne hem ferman senindir.”

Şeyh Edebali’nin tabir ettiği rüyanın üzerinden uzun bir zaman geçmeden Osman bey şeyhin kızı Mal hatunla evlendi. Kuvveti ve fütüvvet erbabının Osman Gazi’nin etrafına topladı. 600 küsür sene dünyayı hidayet ve Allah’ın dinini yüceltmek için çabalayarak, nurlandıracak, nizamı alemi sağlayacak devletin maddi temeli atılmış oldu. Diğer taraftan zamanının bütün manevi ricali hükümet erkanı devlet adamları velilerde Osmangazi ve sülalesinin liderliğinde ittifak ettiler. Hususi ve Edebali Hazretleri, Hacı Bektaşi Veli ve Ahi Evran bunu çok arzu etmişler. Cenâb-ı Hakk’a niyazda bulunmuşlardı. Bu arzu ve niyazların sebebi daha evvel verilen bir takım manevi işaretlerdir.

İlgini çekebilir diye düşündüm.  Kanuni Sultan Süleyman

Ahmet Cevdet Paşa’nın naklettiği veçile  Muhiddin-i Arabi hazretleri Osmanlı Devleti kurulmadan 70 sene önce onun müjdesini vermişti. O bunu ilmi cifir ile Kuranı Kerim’deki ayetlerden öğrenmişti Üstelik eserinin ismini henüz Osmanlı Beyliği bile ortada yokken Ed-Dâiretü’n Numaniyye fi’d Devleti’l Osmaniyye yani Osmanlı Devleti’nde soy dairesi koymuştur. Ayrıca bu eserde Osman oğullarından birinci halifenin Yavuz Selim Han olacağı gibi birtakım hadiselerden yer almaktaydı. İşte bu ve benzeri ulvi müjdelerle Osmanlı’nın açtığı bayrak büyük evliyaullah manevi kanatlarının gölgesinde yükseldi.

Moğol Zulmü

Moğolların binbir zulümle kasıp kavuran İstilası neticesinde bunalan Anadolu’nun insanı Allah dostu olan gönül insanlarının kanatları altına koşarak huzura erdi, canlandı ve dirildi. Aksi halde bütün bir Anadolu manevi kimliğini yitirmek tehlikesiyle karşı karşıya gelmişti. Çünkü puta tapıcı bir kavim olan moğolların islamın en kuvvetleri ordularını yenerek Anadolu halkını kederli, elemli, ümitsiz kalmıştı.

Büyük bir bıkkınlıkla yavaş yavaş özünden kopma emareleri baş göstermişti. Muğla adetleri, gelenekleri ve yaşayışları moda haline gelmeye başlamıştı. İşte Osmanlı Bu elim vaziyete Edebali silsilesiyle  gönül gönüle vererek dur diyebilmişti. O ana kadar ki mağlubiyetlerin Haktan ayrılmanın gir neticesi veya imtihan olduğunun tecrübe ve idraki içinde oldular. Halkına Cenabı Hakk’ın yardımına mazhar olan illerin tekrar mansur ve muzaffer olacağını telkin ettiler.

Osmanlı Anadolu beylikleri arasındaki faydasız boş çekişmelere karışmıyordu. Batıya doğru fetih yoluyla ilerlediler. Osmanlı’nın cihad üzere olması bu ilan ve terakkindeki samimiyeti sergiliyordu. Osman Gazi’nin etrafında sarsılmaz bir tevhid halesi olmuştu. İlahi kelimetullah gayesinin kendisi için İslam’ın emri olduğu şuurunda olan herkes, onun açtığı mukaddes bayrağın altına koştu. Bu sıralarda Moğol İstilası ile dağılmış bulunan Selçuklunun ulema ve ümerası da Osman Gazi’nin yanına geldiler, kendisine biat ettiler. Bunda son Selçuklu Sultanları’nın Osman Gazi’ye olan teveccühüde rol oynadı. Selçuklu Sultanı Osmangazi’ye;

Oğul Osman Gazi sende saadet nişanları çoktur. Sana ve nesline alemde mukabil yoktur. Benim duam Allah’ın inayeti, Hz.Peygamber Aleyhisselam’ın mucizesi ve evliyanın ümmeti seninledir.

Yürekten iltifatları ile Osman Gazi’ye ilahi kelimetullah yani Allah’ın dinini yüceltme yolundaki muvaffakiyet ve gayretleri dolayısıyla ona tuğ, alem, kılıç ve bir ferman gönderdi. Bu nedenledir ki Osman Gazi Selçuklular’a onlar tamamen tarih sahnesinden çekilinceye kadar bağlı kaldı. Hukuken bizzat Selçuklu sultanı tarafından müstakil hale getirilmesine rağmen böyle bir hareket içine girmedi. Bütün bu saygı ve dayanışma göstermektedir ki, Osmanlı Selçuklu Devleti’nin asıl mirasçısı olmuştur.

Osman Gazi dönemindeki Şeyhler, Alimler

Osman Gazi Devri’nin dikkat çeken en mühim hususu onun devletin temelini manevi ve kalıcı esaslar üzerine kurmuş olmasıdır. onun çevresinde Edebali Hazretleri, Şeyh Mahmut, Dursun Fakih, Kasım Karahisari, Şeyh Muhlis Karamani, Aşıkpaşa, Elvan Çelebi gibi ilim iman ve irfan sahibi has kimseler mevcuttu.

Devlet yapısında maneviyatın o kadar ehemmiyeti vardı ki, Osman Gazi’nin Beyliği Karacahisar fethinden sonra Dursun Fakih’in cuma namazındaki hutbesiyle tahkik olunmuştu. Silsile Nakşibendi’den Hacı Arif rivegeri Kuddise sirruhu, ve Hacı Mahmut İncir Fağnevi Kuddise sırruh, Sadettin cibavi Kuddise sırruh, Bahauddin veled Kuddise sirruhu, Şeyh Edebali Kuddise sirruh ve emsalleri Osman Gazi zamanında yaşayan dünyaya ışık tutan gönül sultanlarıydı.

Bir çok rivayete göre Edebali Hazretleri evlad-ı resuldendir. Osmanoğulları anne tarafından böyle bir şeref ve onura nail olmuşlardır Böylece silsile ile anne tarafından Resulullah Aleyhisselâm’a vasıl oldular. Ertuğrul Gazi Allah dostlarına çok ihtiman gösterirdi. Bu hususta oğlu Osman Gazi’ye ve onun şahsında bütün haleflerinin ruhlarına yön verecek olan şu kıymetli vasiyette bulundu.

Ertuğrul Gazi’nin Osman Bey’e Vasiyeti

Bak oğul! Beni incit Şeyh edebaliyi incitme. O bizim aşiretim izin maneviyat güneşidir. Terazisi dirhem şaşmaz. Bana karşı gel ona karşı gelme. Bana karşı gelirsen üzülür incinirim ona karşı gelirsen gözlerim sana bakmaz olur. Baksa da görmez olur. Sözümüz Edebali için değil senceğiz içindir. Bu dediklerimi vasiyetim say.”

Edebali Hazretleri çok hareketli bir genç olan Osman Gazi’yi terbiye ve tasarrufu altına aldı. Ona marifetullahın yani Allah’ı tanıyabilme nin zevkini tattırdı. Onu güzel ahlak diğergamlık ağırbaşlılık ve olgunluğa kavuşturdu. Böylece onu cihanşümul bir devletin başkanlığına hazırladı. Diğer taraftan Osman Gazi’nin etrafını oluşturan haleyi genç kadroyu da aynı şekilde yoğurdu.

Şeyh Edebali Hazretleri biliyordu ki gençlik istikbalin tohumudur. Bu tohumun özüne bakarak Yarını keşfetmek kolaydır. Her devrin gençliği kendi enerjisini harcayabildiği alemde yaşar. Bu gaye ile yön vererek onların nefis cihadı ve hizmet şuuru ile en mükemmel bir şekilde yetiştirdi. Cihan devletinin temelini atacak seviyede istikametten.

Bu itibarla Osmanlı Devleti’ni asıl mimarı Şeyh Edebali hazretleridir. Diğer beyliklerde bir Şeyh Edebali olmadığı için erimeler oldu. Osmanlı Beyliği kısa zamanda devlete, devletten de cihan hakimiyetine yükseldi. Osmanlı dünyayı altı asır islamla tanıştırdı. Adaletin ve hakkın terazisi oldu. Şeyh Edebali hazretlerinin Osman Gazi’ye ve onun şahsında gelecek tüm devlet adamlarını yönlendirecek tavsiyelerden bir kısmı şöyledir.

Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye Nasihatı Tavsiyeleri

Ey oğul! bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana. Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Geçimsizlikler çatışmalar uyumsuzluklar anlaşmazlıklar bize, Adalet sana. Kötü göz şom ağız haksız yorum bize, bağışlama sana. Ey Oğul! bundan sonra bölmek bize, bütünlemek sana. Üşengeçlik bize, uyarmak gayretlendirme şekillendirmek sana.

İlgini çekebilir diye düşündüm.  Ertuğrul Gazi

Ey Oğul! Yükün ağır işin çetin gücün kıla bağlı. Allah Teala yardımcın olsun beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin ışığın parıldasın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce fikir ve dualarla bize vaat edilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Oğul! Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın. Sabır çok önemlidir bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz, ham armut yenmez, yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. İlletin kendi İrfan’ı içinde yaşasın. Ona sırt çevirme, her zaman duy varlığını toplumu yöneten de diri tutan da bu irfandır.

Oğul! insanlar vardır şafak vaktinde doğar akşam ezanında ölürler. Dünya senin gözlerin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş güzellikler bilinmeyenler ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır ananı ve atanı say. Bil ki bereket büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen yeşilken çorak olur çöllere dönersin. Açık sözlü ol, her sözü üstüne alma. Gördün söyleme, bildim deme, sevildiğin yere sık gidip gelme, muhabbet ve itibarın zedelenir. Şu 3 kişiye, yani cahiller arasındaki alime, zenginken fakir düşene ve hatırlı iken itibarını kaybedene acı.

Unutma ki yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğun mücadeleden korkma. Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli, yani korkusuz, pervasız, kahraman, gözütek derler. En büyük zafer nefsini tanımaktır. düşman insanın kendisidir, dostsa nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke idare eden in oğulları ve kardeşleri ile bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce yerine kim geçerse ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki yaşatamadılar. İşte bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatdı.

Şeyh edebaliden değerli nasihatler

İnsan bir kere oturdu mu yerinden kolay kolay kalkamaz kişi kıpırdamayınca uyuşur, uyuşunca laflamaya başlar, laf dedikoduya dönüşür, dedikodu başlayınca da gayrı İflah etmez. Dost düşman olur, düşman canavar kesilir. Kişinin gücü günün birinde tükenir ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı kapalı gözlerden bile sızar aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür semeri kalır, insan ölür eseri kalır. Gidenin değil bırakmayanın ardından ağlamalı. Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem, kan akıtmadan hoşlanmam, yine de bilirim ki kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkış iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir, bir savaş yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya dinlenmeye hakkımız yok, çünkü zaman yok süre az. Yalnızlık korkanadır.Toprağın ekin zamanını bilen çiftçi başkasına danışmaz, yalnız başına kalsada. Yeter ki toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmekse sessizliktedir. Bağırarak sevilmez, görünerek de sevilmez. Geçmişini bilmeyen geleceğini de bilemez. Osman geçmişini iyi bil ki geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini de unutmayasın.

İşte bu kıymet hükümleriyle Edebali Hazretleri Osman Bey’i hamur gibi yoğuruyordu Yoğurması da gerekiyordu, çünkü Osman Bey zor durumdaydı. Her yönden gelip kendini intihak eden beyliklerimi birlik içinde tutsun, dengeyi mi bozmasın, bizansı mı kollasın, germiyanımı, moğlumu gözetsin, tekfurlarla mı savaşsın. İşte Edebali Hazretleri bütün bu ve benzeri ehemmiyetii mevzularda Osman Bey’e bir manevi rehber oluyordu. Bu yüksek manevi terbiyeyle gerek Osman Gazi gerekse halkı İslam ahlakını en mükemmel bir şekilde hayata takdit ediyorlardı.

Böylesine güzide bir lider ve ona tâbi olan güzide halkı salih bir topluluk haline geldiler. Az sayıdaki aşiret gücüyle Bizans ordusunu ve tekfurları üst üste mağlup ederek cihanşümul bir sultanlık kurdular. 400 çadırla başlayan bu aşiret manevi terbiye bereketiyle büyük bir ihsan ve ikramiye ilâhiyeye mashar oldu. Uzun müddet babadan oğula dağlar silsilesi devam etti. Dünya onlarla saadet ve adaletin derece ve üstünlüğüne erişti. Sayısız tezahürlerine şahit oldu. Her gittikleri yerde bir nizam-ı alem ve denklik unsuru oldular.

Bu büyük oluşa vücud veren Osman Gazi, hiç şüphesiz ki tarihimizin en dikkate şayan bir şahsiyetidir. Bu nedenledir ki dünyanın en büyük devletlerin ismi onun adına nispet edildi. İyi bir dini ve manevi terbiye alan Osman Gazi hazretleri gayet dindar salih bir beyi. Ahirete meyli ziyadeydi. Dinen yasak olan şeylerden son derece kaçınırdı. gayesi fi sebilillahi, yani Allah’ın dini uğruna karşılık beklemeden cihada matuftu. Tatlı sözlü halim bir zattı. Ömrü boyunca hiç sinirlendiğini gören olmadığı rivayet edilir. Onun hakkında hiristiyan tarihçiler dahi ilminin haysiyetine riayet ederek hakikati feda etmeyip hakkı teslim etmek mecburiyetinde kaldılar.

İlgini çekebilir diye düşündüm.  Orhan Gazi Kimdir?

Tarihçi Hammer Osman Gazi Hakkında Söyledikleri

“Onun bıraktığı devletlte teşkilat ve esas temeller o kadar kuvvetliydi ki, Osmanlı kısa bir müddet sonra dünyanın en büyük devleti oldu. Farz-ı muhal onun devrindeki insanlara: “Bu Gazi’nin torunları, karşısına çıkan birçok güçlü devletleri mağlup ederek, Avrupa’yı dize getirecek ve şu haritada bölgelerine hakim olacak” deselerdi, bunları işiten herkes; “Bu bir hayaldir, boş bir masaldır derdi.” Fakat o namdar Gazi ile etrafı bilhassa tasavvuf erbabı ve ulema buna can-ı gönülden inandı. Bu büyük Zuhur için durup dinlenmeden gayret sarfediyorlardı.“

Gerçekten Osman Gazi yiğitleri at sırtından inmediler, gece gündüz akından akına koştular. Hzla geliştiler, büyüdüler dve çoğaldılar. Bizans için korkulu bir rüya oldular. İslam’ın sesini cihana yaymak yolunda yediden yetmişe savaştılar. Küffar atık kalelerinden dışarı çıkamaz oldu.

Lamartin Osman Gazi Hakkında Söyledikleri

Osman Gazi’nin tabil istidadı sade, doğru ve adilane idi. Akıl ve birliğini Allah’ın birliğine hasrederek yeryüzünde vahdaniyet-i ilahiyye aleyhinde bulunan batıl itikatları ve putperestliği men’a çalıştırdı. Bununla beraber fatihlerin siyasetini takip ederek zapt ettiği ülkelere tasarruf etmeye ve yerleşmeye başladı. Osman Gazi yavaş yavaş ilerledi fakat hiçbir zaman geri dönmedi. Osman Gazi’nin daha devletinin kuruluşunu tamamlamak ile meşgul olmasına rağmen en büyük hedefi İstanbul yönünde ilerlemek ve Hz.Peygamber Aleyhisselam’ın müjdesine nail olabilmekti. Nitekim Yazıcıoğlu Ali’nin şu şiiri de bu hakikati ifade etmektedir

Yazıcıoğlu Ali’nin şiiri

Osman Ertuğrul oğlusun.
Oğuz Karahan neslisin.
Hakkın bir kenter ulusun.
İstanbul’u aç gülüzar yap.

Osman Gazi’nin fetihleri harita üzerinde tespit edildiğinde onun hayret verici gayeleri rahatlıkla göze çarpar.

  1. Hudutları denize dayandırmak arzusu
  2. Yıkılışa giden Bizans’ın durumunu takdir ve onu iki denizden kıskaca almak
  3. Rum topraklarını yarma şeklinde hareketlerle birbirinden ayırmak ardından irtibatı kesilen parçaları fethetmek.

Kendisi bu istikamette gayret ettiği gibi evladına da aynı gayreti vasiyet etti. Vefatından önce Bursa önlerine kadar geldi. Oğluna uzaktan parıldayan bir manastırın kubbesini işaret etti. Beni şol gümüşlü kubbenin altına koyarsın dedi. Ömrü devamlı gayret ve gaza içinde geçti. Osman Gazi Bizans’la sınır olmanın verdiği avantajı iyi kullandı Devleti’ne müthiş bir dinamizm kazandıracak mütevazı beyliğine cihan devleti olma yolunda hızla mesafe aldırdı. Başlangıçta hiçbir ululuk ve İhtişam iddiası taşımadı Ondan sonra gelen Varisleri Sultan-ul Sad yani Gaziler Sultanı oldular. O hayal zannedilen bir ideali hakikat yaptı.

Bunu Gibbons şöyle anlatır.

“Osman Gazi, bir Sultan oğlu değildir. Toprakları küçük ve teb’ası az olmasına rağmen devleti, seneden seneye mütemâdiyen büyümüştür. Bu kesintisiz büyüme ise, elbette onu te’sîs eden dehanın hakiki büyüklüğüne delalet eder. Türk milletinin Atilla ve Cengiz gibi hükümdarları, göz kamaştırıcı muzafferiyetlerine rağmen akıncı olarak kalmış ve imparatorlukları da temsil edilmemiş amaçsız bir fütuhattan ibaret olmuştur.

Arkalarında sadece kan, irin ve gözyaşı bırakmışlardır. Çünkü onlar, idealsiz kuru cihangirler olarak sadece boru ve trampet sesleri arasında yakıp yıkıyorlardı. Osman Gazi’nin yaptıkları ve geride bıraktıkları ise, çok farklı idi. Bunun için ardındakiler de, hak ve hukuku temsil ve tevzî etme hususunda daimâ ön safta bulunmuşlar ve devletleri, “devlet-i ebed-müddet” olmuştur. Şu halde Osman Gazi’nin mevkîi, öncekilerle kâbil-i kıyas bile değildir.

Arkalarında sadece kan, irin ve gözyaşı bıraktılar. Çünkü onlar idealsiz kuru cihangirler olarak bu ve trampat sesleri arasında yakıp yıkıyorlardı. Osman Gazi’nin yaptıkları ve geride bıraktıları ise, çok farklı idi. Bunun için ardındakilerde hak ve hukuku temsil ve dağıtan oldular. Bu hususta daima ön safta oldular. Bu yüzden devletleri her yanı kaplayan bir cihan devleti oldu. Şu halde Osman Gazi’nin mevkii öncekilerle kabil-i kıyas bile değildir.”

Osman Gazi’nin Vefatı

Fevkalâde muttaki bir hayat süren Osman Gazi’nin vefat ettiğinde geriye bıraktığı şahsi mal varlığı, bir zırh, bir çift çizme, bir kaç tane sancak, bir kılıç, bir mızrak, bir kaç at sürüsü, üç sürü koyun emsalinden ibaretti. Rahmetullahi Aleyh. Osman Gazi ve emsalleri dünyaya aldanıp nefsani arzularına teslim olmadılar. Güçleri, kuvvetleri, akli ve üstünlükleri, muvaffakiyetleri, şanla dolu zaferleri onları gurur kibir ve ucuba götürüp şımartmadı.

Dünyanın yalancı, mal, mevki, rütbeleri karşısında eğilip küçülmediler. Başlarında taşıdıkları sarığın izzet ve haysiyetini korudular. Yüklendikleri muazzam ilayı kelimetullah davasının şerefli birer neferi oldular. Gerçek saadetin Cenabı Allah’a kullukta olduğunun idraki içinde nail oldukları nimetler, şükürlerinin kalbi heyacanlarının ve marifetullaha olan iştiyaklarının artmasına vesile oldu.

Onlar dünyanın nanu nimetlerine itibar etmeyip ellerine geçen her şeyi ukba için sarf ettiler. Çünkü onlar kuru bir cihangirlik davasının ihtiraslı pençelerine asla mağlup olmadılar. Ben için tarih şan ve şeref dolu sahifelerini onlar için yazdı.

Allah’ım onların ardından garip, yetim kalan bizlere ilahi kelimetullah yolunda yeni bir silkiniş ve diriliş nasip eyle. Amin.”

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Bil Diye dedi ki:

    Osman Gazi hakkında çok iyi bilgilendirici bir yazı olmuş hocam. Elinize sağlık.